Farkındalık ve Yoga Eğitmeni Jyotirmayii Zeynep Çavuşoğlu ile Pozitif bir Gelecek Üzerine Dönüş Dönüştür

Bireysel olarak bütünsellik algımız gelişirse çevre ile atıklara başka gözle bakmamız sizce mümkün olabilir mi?

Bir şeyleri dönüştürmek için önce kendimizi dönüştürmek ve olan bitenin farkında olmak gerek. Nasıl fark ediyoruz, ne zaman dönüşmeye ve dönüştürmeye başlıyoruz? Bunu neden yapıyoruz? Zeynep Çavuşoğlu ile hem bunları hem de onun kendi serüvenini konuştuk.

Zeynep Çavuşoğlu kimdir? 

Kışları suyu Ayaş pınarından getiren hasır sepetli cam damacanadan, yazları balığı billur gibi berrak Marmara Erenköy denizde oltadan, sebzeyi adı üstünde Bostancı’da bostandan, meyveyi ağaçtan toplayarak büyüdüm. Alış verişte cam, kese kâğıdı, kasap kâğıdı, file ve rafya çanta kullanılan yıllardı. Plastik, Kola ve televizyonu ilk 9 yaşında gördüğümde çevre sorunu diye bir şey bilmezdik. Bahçede, dağda kurtarmaca oynayarak koşarak büyüdüm. Kısaca Son 60 yıl içerisinde tabiata ve insana dair değer kaybını bire bir yaşayarak gözlemiş bir BB kuşağı temsilcisi diyebiliriz.

Bu süreç zarfında insanın ve dolaylı olarak tabiatın erozyona uğrayan tüm değerlerinin hızla yitirilişini hayret ve derin üzüntü ile izledim. Solak olarak doğup sağlak edildiğim çocukluk yıllarımda; özellikle okul ve aile içi eğitim farklılıklarının çok olduğu ortamlarda büyümek, bir de o yıllarda yeteri kadar bilinmediği için teşhisi konamamış bir disleksili olmak oldukça çetindi. Bir de farklı kültürlerin içinde büyümenin getirdiği kafa karışıklığımın aslında büyük tabloyu görme yeteneğimin gelişmesinde bir avantaj olduğunu anlamak ise yıllarımı aldı. Bu vesile ile iyi bir gözlemci ve bağ kurucu oldum. Değerlerin korunarak çoğaltılması yerine değersizleştirmenin ne ve neden olduğunu iyi anlamak gerektiğinin ihtiyacı ile önce kendi içimi, eğitim sistemimizi, geleneksel ilişkileri ve davranış modellerini araştırmaya yöneldim. Toplumun ve kendimin kalıplaşmış zararlı değer yargılarını hoş görülü yargısız bir gözle, bütüncül bir yaklaşımla izlemek için uzun yıllarım Psikanaliz, Yoga ve Farkındalık eğitim ve uygulamaları ile geçti. Bir şeyleri dışarıda değiştirmenin önce içten başlayacağını gördüğümden beri de pozitif bir geleceği yaratmayı deneyimle yaşatarak hatırlatmayı hedefledim. Son 20 yıldır Beden, Zihin, Ruh ve Çevre için Faydalı Alışkanlıklar adı altında radyo programları, kurumsal Yoga ve Farkındalık kursları, atölye, seminer, kamp ve özel seanslar paylaşıyorum. Bu sene çevre ile bağlarımızı güçlendirmek için doğal malzemelerden dönüşüm çalışmalarım ile insanın doğası hakkındaki birikimlerimi birleştirdim. Atölye ve kamplarda 15 yıl evvel atölyelerini düzenlediğim Papier Maché yani atık kâğıt hamurundan ileri dönüşüm objeleri ile çöp konusunda farklı bir bakış kazandırmak da neşeli oluyor. UpcycleTurkey gibi aynı bakış açısında yeni ve genç ,girişimci dostlar kazanmama yardımcı oluyor 😉 Hobi olarak başlayan doğal yünden ıslak keçe işleri, yaşam enerjisi prana yükseltici kozmik oyuncak orgonit gibi doğal frekansları besleyen nesnelerin üretimine de katkı sağlıyorum. Vakit buldukça da yazıyorum.

Dönüş Dönüştür ismi nasıl ortaya çıktı? Ne demektir “dönüş dönüştür?”

Yaşadığım yargısız gözlem sürecini az seçilen bir yol olarak görüyorum. O yüzden yol devam ederken bir yandan da yazma çabasındayım. Dönüşüm direnç olduğu sürece sancılı bir süreçtir. Paylaşıldıkça kolaylaşabilir inancındayım. Ortadoks yani klasik Batı eğitim sistemi insanı ve çevreyi düzeltilmesi gereken bağsız bir yapı olarak görüyor. O yüzden de sürekli bozulanı tamir etmek, yeniden bozmak ve tamir etmek gibi garip, parçalı, tekrarlayan bir döngüye sahip. Uyum süreğen olmadığı için inişler ve çıkışlar hâkim. Doğu bilgeliği ise var oluşun her halinin özelliklerini doğası içinde korumak için sürekli gözlemlemeyi seçer. İnsan çevresi ile bir ve bütündür bu bakış açısında. Ayrı tutulamaz. İnsanın değer duygularının oluşmaya başladığı çocukluk yıllarının çevre ile bağının önemi daha yeni yeni eğitimin içine alınmaya başlandı. Yeni yeni ekosistemin döngülerinin ve bağların hayatiyeti anlaşılır oldu. Bir arızadan çok insanın farklı -sezgisel- bir algı yapısı olan Disleksi konusunu vurgulamayı düşündüğüm hikâyemi yazdığım bir yazı denemesi sırasında yaşadıklarımı en iyi özetleyeceğini düşündüğüm başlık  “Dönüş Dönüştür” olarak çıkmıştı. Yani şikâyet ettiklerimizi düzeltmektense onların doğasını anlamaya çalışarak dönüşmek ve dönüştürmek mümkün. Osho’ nun dediği gibi “Aynada saçını düzeltemezsin!”. Yani yansıyanı değil yansıtanı değiştirmek gerekiyor.

Üzülerek gözlediğim bir şey var tüm bu süreçte. Kavramları sadece akıldan, okuyarak, seyrederek anlamaya çalışmak onların içlerini boşaltıyor. Dâhil olmadan, birebir kalpten dokunmadan izliyoruz.  Ruhuna; işin özüne, doğasına dokunmuyoruz, birebir şahit olmuyoruz. Hep birilerinin deneyimlerine göre yaşıyoruz. Parçaya bakıyoruz bütün ile ilintisine değil. Kısaca deneyimlemiyoruz ama çok fikrimiz var. Bu yüzden deneyim ve eylemin önemini önde tutmak için ne yapmalı diye düşünürken bana bu yolu açan Mistik Düşünür P.R Sarkar için 2005 yılında BUMED de düzenlediğimiz bilgi şöleni – sempozyum – anısına çalışmamın adını “Pozitif Bir Gelecek Üzerine – Dönüş Dönüştür” koymayı uygun gördüm. Yaşamın doğasına saygılı, tazelenmiş, temiz, sürdürülebilir bir dünya için düşünmektense onu olduracak basit alışkanlıklarla eyleme geçmek, deneyimlemek; dönüşümün ve dönüştürmenin yegâne yoluymuş çünkü. Hayal ettiğimiz bir dünyayı yaratmak için ona doğru ilk adımı atmak gerekiyor. Biz düşüncede, sözde ve eylemde dönüşmedikçe bu gün gözlerimizin önünde uzanan bağsız, duyarsız tüketim alışkanlıklarımız da dönüşmeyecek ne yazık ki. O yüzden #pozitifbirgelecekuzerine #zihinselhuzur ile #donusdonustur dedim.

İnsanlar en çok neden dönüşmekte zorlanıyor? Onları engelleyen sizce ne?

Doğaya yakından bakarsanız her şeyi daha iyi anlarsınız” diyen Einstein’ın en sevdiğim sözlerinden biri de “Bir insanın alışkanlıklarını değiştirmek atomu parçalamaktan daha zordur.”

Alışkanlıklarımızın bütünle bağını gözlemlemediğimiz zaman onları otomatik olarak farkında olmadan yaptığımızda, sonuçları kaderimizi belirler. Bu da Buddha’nın sevdiğim bir deyişinin özeti. Bence engel; sürecin adımlarına değil de sadece görünür olana, hedefe değer verişimizle ilgili. Yani bütüne değil parçaya bakma alışkanlığımızla, sadece başarı odaklı oluşumuzla ilgili.. Mesela plastik atıklar şimdilerde okyanuslarda o kadar ufalandı ki gıda zincirimize girebilir hale geldi. Elektromanyetik dalgaları görmüyoruz ama son yıllarda insan eli ile üretilen bu düşük frekanslar yüzünden ellerimizden düşüremediğimiz akıllı telefonların uzantısı olarak arılar, kuşlar, kelebekler ve deniz memelileri toplu olarak ölmeye başladı. Uyku sistemimizi düzenleyen hormonlarımız şaşırmaya, bağışıklık sistemimiz çökmeye başladı. Hastalıkların artması ile görünür hale geldi. Kıyılarımız çöple doldu.Hava su ve canlı olan her şey zor durumda. Bu da bizleri ürkütüyor ve dönüşmeye zorluyor. Nihayet göründü ve düşündürüyor. Genel olarak insan bilmediğinden korkar. Sevmediğini de dışlar. Bildiği, tanıdık bulduğu her şeyi de benimser, sever. Sevdiği şeyi, bağ kurduğu şeyi de korumak ister. Ekofobia diye bir terim bile var artık.. Doğa ve dolayısı ile doğası ile kopan insan çevresi ile bağı kopalı beri paylaşmak yerine fütursuzca tüketiyor. Dönüşüme ulaşmak bir süreçtir. Bağ kurmak ilk koşul. Dönüşüm sonuç ve kendiliğinden olan bir şey.

İnsanlar dönüşmeye karar verdiklerinde nereden başlayabilirler, bunu nasıl kolaylaştırabilirler?

Dönüşümün süreçlerine saygı duymaya niyet etmekle başlayabiliriz. Yani şikâyet ettiğimiz şeyin tekrarlarını yargısız gözleyerek başlayabiliriz mesela. Yeniden bağlar kurarak.. Birinci adım farkındalık. İkinci adım sorumluluk. Yani, şikâyet edilen şeyin parçası olduğunu kabul edebilmek. Burada ben değil biz kafası ile düşünmeyi alışkanlık haline getirmek. Üçüncü adım ise deneyim ya da hissetmek. Verdiğiniz zararın nasıl bir felakete neden olduğunu bir kere hissettiğinizde dönüşüm başlar.

Zeynep Çavuşoğlu ve Aslı Dede
Yeşilin Aslı Radyo kayıtlarından – Aslı Dede ile birlikte

Aslı Dede ile Zeynep Çavuşoğlu’nun Yeşil Yaşam programında “Doğa ile bağımızı nerede kopardık?” konusundaki sohbetlerini buraya tıklayarak dinleyebilirsiniz.

Siz ne zaman dönüşmeye başladınız?   

Yüzüncü maymun görüngüsünü -fenomen- her okuduğumda tüylerim diken diken olur, her anlattığımda –hala- gözlerim dolar. Bir gün anlatırken hikâye’nin özündeki rezonans kanununu idrak ettim. Rezonans Kanunu, evrendeki her şeyin birbirleriyle titreşimler aracılığı ile nasıl iletişim halinde olduğunu anlamamızı sağlar. Yani bir tek kişinin eylemi ile alışkanlıkların anda dönüşebilirliğini gördüğümde. Düşünce, duygu, davranış ve performansın yönünün benimle değişebilirliğini anladım. Dönüşüm sadece sonuç. Hiç üşenmeden naylon torbaları topladım, pazardan torbasız alışverişe özen gösterdim. Kurumsal Dönüş Dönüştür atölyeleri düzenledim. Karar verdim.. birden Moda olmaya başladı. Bu hafta alış verişte yeni taşındığım kasabamın peynircisine “naylon torba kullanmıyorum” dediğimde ”Yılbaşına kalkıyor zaten ” demez mi! İşte Dönüşüm bu 🙂

Kısaca “Yüzüncü Maymun Fenomeni“

Pasifik Okyanusu’nda irili ufaklı birçok ada yaşayan Macaca Fuscata türü maymunların doğal ortamları içindeki davranışları otuz yılı aşkın bir süre bilim insanları tarafından gözleniyor. 1952’de Koshima Adası’nda bilim insanları maymunların beslenmesi için kumların içine tatlı patates bırakıyorlar. Maymunlar tatlı patatesin tadından hoşlanıyor ama yiyeceklerinin kumlu olması hiç de hoşlarına gitmese de yemeye devam ediyorlar. Bir gün, on sekiz aylık İmo isimli dişi maymun patatesini suya düşürüyor. Ve kumsuz patates yemeyi önce arkadaşına sonra annesine öğretiyor, 1952 ve 1958 yılları arasında İmo’nun arkadaşları da patateslerini yıkayarak yemeyi öğreniyor ve kendi annelerine de öğretiyor. Yaşlı maymunlar direniyor. Yeniliklere açık olmayan, çocuklar ve gençlerden de öğrenilebileceğini düşünmeyen, kendi bildiklerini tekrar eden yetişkin maymunlar ise kumlu patates yemeye devam ediyor. 1958’in sonbaharında çok şaşırtıcı bir şey oluyor. Koshima maymunlarının bir kısmı (diyelim ki 99 maymun) artık patateslerini suda yıkayarak yemeyi öğrenmiş oluyor. Bir sabah, gün doğarken yüzüncü maymun da patateslerini yıkayanlar arasına katıldığında aynı günün akşamı, adadaki hemen hemen tüm maymunlar, patateslerini yemeden önce yıkamaya başlıyor. Asıl sürpriz, bu adayla doğrudan bir ilişkileri olmadığı halde, diğer adalardaki maymun kolonilerinin de aynı anda patateslerini yıkamaya başlamaları… Yeni bir düşünce ve davranış tarzı, toplumları oluşturan fertlerin belirli bir oranı tarafından benimsendiği an, bu yenilik, mesafenin önemi olmaksızın zihinden zihne aktarılabiliyor “bilenlerin” sayısı belli bir kritik noktaya ulaştığı an, sadece bir kişinin daha “yeni yola katılması, toplum bilincinin aşama geçirmesine yol açıyor. Yeni düşünce, birdenbire herkes tarafından düşünülmeye başlanıyor. “Yüzüncü Maymun Fenomeni“, Duke Üniversitesi’nden Doktor J.B. Rhine tarafından değişik deneylerde tekrarlanıyor. Sonuç her seferinde aynı..Ken Keyes Jr.ün gerçek deneyim öyküsünden alıntıdır. 100. Maymum Fenomeni

İleri dönüşüm ile ne gibi ürünler üretiyorsunuz?

Eski bir reklamcı ve eğitmen kimliğimle daha çok farkındalık kazandırmaya yönelik atölyeler yapıyorum. Bu atölyelerde naylon, kâğıt, pet ve cam atıklarının çöp değil de bir değer olduğunu anlatmak için örnek çalışmalar yaptım.

Ama şimdi yeni evimde ufak bir atölyem var artık. Pet şişeler, plastik kaplar ve kâğıt atıklarından sevimli objeler üretmek için stokumu hazırladım. Malum çok tüketmeyince en önemli şey malzeme toplamak oluyor. Bunu için de organize bir şekilde çıkan çöpleri stoklamak gerekiyor. Bu sevimli objelerin de hedefi farkındalık yaratmak olacak..

“Orgonit”ler ile birlikte

İleri dönüştürülmüş ürünlerle ilgili çevrenizden ne gibi tepkiler alıyorsunuz?

Dediğim gibi ürünlerimden çok proje, atölye ve eğitimlerimle varım şimdilik. Dönüş Dönüştür oldukça yenilikçi bulundu. Çocuklara oyun, hayvan ve bitkilere destek, eve düzen, zihne huzur ve bedene sağlık için yaratıcılığımızı harekete geçirerek elimizde olanlarla basit, eğlenceli ve farklı neler yapabiliriz içerikli butik projeler bunlar. Bizim görevimiz tohumları ekmek. Tepki den çok takdir ve hayranlık konusu olacak seviyede bir bilinçlenme olması beni çok mutlu ediyor tabii. Taklit edildiğinde de anlıyorum ki öğreniliyor. 🙂

Geleceğe dair planlarınız, düşünceleriniz neler?

Büyük şehirle bağını sürdüren bir kasabalıyım artık. Her iki yerleşim alanında da gözlemlerime, ihtiyaçları belirlemeye dönüşümün adımlarına vesileler yaratan Beden, Zihin ve Çevre Dostu Dönüştüren Faydalı Alışkanlıklar kazandıracak atölye, söyleşi ve tabii objelerimle özlediğim temiz, bağlı, duyarlı çevreyi yaratmaya devam.. 🙂

Zeynep Çavuşoğlu’nun Ekolojik Rehber’deki “Merak edenleriniz vardır değil mi? Sahi Ekosistem, Ekoloji, kısaca Eko nedir?” yazısını buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

Daha yakından takip etmek için:

Facebook’ta Pozitif Bir Gelecek Üzerine

Instagram’da Zeynep Çavuşoğlu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir